Yağmurun sesi
24/10/2007
-
Bizlere düşen görev..........Amerika'yı protesto et.
Bizlere düşen görev..........Amerika'yı protesto et.
neptunus
Yine haince bir saldırı yine ocaklarımıza yüreklerimize ateş düştü,
Ülkemiz bölmek parçalamak isteniyor, bunun baş sorumlusu Amerika,
binlerce kilometre ötelerden gelip Orta doğuda yeni bir düzen kurma
adına, ülkeleri işgal ediyor ve Haritalar çizerek Kürdistan sınırlarını
belirliyor.Bu ne alçaklıktır.bu ne küstahlıktır.Ey milletim tanı en
büyük düşmanını, Askerlerimiz vatan uğruna can verirken bizlere de
düşen görev var.Düşmanını tanı tavrını al ve Amerikan mallarını boykot
et, colasını içme, Mc.Donaltını kullanma yemek yeme,bankalarını,
sigorta şirketlerini protesto et.Şunu hiç unutma her aldığın Amerikan
malına ödediğin para, askerimizi öldüren kurşunlayan silah, yardım
olarak, askerimizi kurşunlamak için vatanımızın bölünmesi için P.K.K
lara geliyor.
Gün bugündür birlik ve beraberlik olma zamanı.
Yeni canlar yanmaması, yeni ocaklara ateş düşmemesi ve vatanımızın bölünmemesi için duyarlı ol............
Amerikan emperyalizminin finansörü ve simgesi olan
5 sembolü
1- Kolasını (Cocacola-Pepsi) ,
2- Hamburgerini (McDonald's) ,
3- Sigarasını (Marllboro-Parliament) ,
4- Para birimini (Dolar) ve
5- Havayolunu (DeltaAirlines-AmericanAirlines)
Kullanmayınız, kullandırtmayınız.
Amerikan şirket ve ürünleriBP, Mobil, Shell,
Coca Cola, Coca Cola Light, Fanta, Sprite Mezzo-Mix, Lift, Bonaqua, Burn, Powerade, Cappy, Pepsi, Yedigün,
Microsoft, Windows, Office, X-Box, Computergames, Oracle, Xerox,
GE, GM, Opel, Chevrolet, Pontiac, Saab, Chevrolet, Pontiac,
Intel, Symbol, Metrologic, Zebra, Hotmail, Yahoo,
Films, Comics, Mickey Mouse, Donald Duck others
McDonalds
Marlboro, Philip Morris, Basic, L&M, Chesterfield, F6, Parllement, Camel,
Turkuaz Su, Uzay Chips, Milka; Disney,
Ford, Mazda, Volvo, Jaguar others
Hewlett Packard, Compaq, Dell, IBM, Kodak, Amazon, Apple, Cisco,
Pfizer, Gilette, Braun, Oral-B,
Nike, Levi´s Jeans,
Heinz-Ketchup, Blastin' Green Funky Purple, Orlo, Funky Fries
Kelloggs, Cornflakes, Crunchy-Nuts, Smacks, others
Proctor & Gamble, Pampers, Hugo-Boss, Pantene pro V, Oil of
Olaz, Ellen Betrix, Antikal, Dash, Fairy, Ariel, Febreze, Meister
Proper, Swiffer, Lenor, Eukanuba, Punica, Pringles, Actonel,
Blend-A-Med, Wick, Bounty, Charmin, Tempo, Beinggirl, Always
Citibank, CitiBest Girokonto others
Fedex, Ups, Dhl, Delta Airlines, Amerikan Airlines, Netsol, Time; Aol, Cnn
ve en önemlisi olan Amerikan Dolarını almayınız, elinizdeki
dolarları başka para birimine çeviriniz.Amerikayı yok edecek kendi
ulusal parasıdır.En etkili çözümde budur. Pek çok Amerikalı için
hayattaki en önemli madde olan ve Amerikan hükumetiyle ekonomisinin
ayakta kalabilmesi için şart olan Amerikan PARASINI boykot edelim..
Neler mi olur.
.' Tanrange Explorations şirketinin müdürü James Sinclair’in bir
sözü var: “Bir ülkenin parası, o ülkenin hisse senedidir” diyor; yani
bir ülkeyi şirkete benzetecek olursak, ülkenin parası şirketin hisse
senedine tekabül ediyor. Bir şirketin hisse senedinin değeri, o
şirketin finansal sağlığıyla bağlantılıdır. Aynı şekilde, bir ülkenin
parasının değeri de, o ülkenin finansal sağlığıyla bağlantılıdır. Şu
anda Amerika’nın finansal sağlığı hiç iyi değil. Amerika’nın dış borcu
milyarlarca dolar. Bu dış borcun yalnız FAİZİNİ ödemek Amerika’ya yılda
55 milyon dolara mal oluyor. Bu, iş sahibi her Amerikalı için yılda
kabaca 500 dolar demek. Yani ödedikleri verginin ilk 500 doları,
eğitim, sağlık, yol, su, elektrik, vs. için değil, dış borç ödemek için
kullanılıyor. Şimdi bir düşünün, işsizliğin giderek arttığı bir dönemde
Amerikan halkı böyle bir yükün altından kalkabilir mi? Cevap: hayır. Bu
durumda Amerikan hükumeti ne yapacak? Matbaayı çalıştıracak; yani para
basmaya başlayacak. Hatta başladı bile. Son iki senedir piyasa fazladan
basılan milyarlarca dolara boğulmuş durumda. Türkiye’de yaşamış olan
herkesin bildiği gibi bunun sonucu malum: enflasyon. Bu durum,
ekonomiden birazcık anlayan herkes için son derece açık. İşte bu
sebepten ötürü dünyanın dört bir yanında insanlar, başta çeşitli
ülkelerin Merkez Bankaları olmak üzere, dolar satıp diğer dövizlere ve
daha önemlisi ALTIN’a yöneliyor. Bu da Amerikan Doları’nın değer
kaybetmesine, diğer dövizlerin (başta Euro olmak üzere) ve altının
değer kazanmasına yol açıyor. Bilmem kaçınız farkında, ama Amerikan
Doları son bir sene içinde Euro karşısında %25 değer kaybetti. Evet,
yanlış okumadınız, %25. İşte Amerikan hükumetinin ödünü koparan ve hop
oturup hop kalmasına yol açan gelişmeler bunlar. Bu gelişmelerde payı
olan bir kişi de—herhalde çoğunuz şaşırmayacaksınız—Saddam Hüseyin.
2000 yılında bazı dünya finans gazetelerinde ufacık bir haber çıktı
(Amerika’da ise bu haber pek duyurulmadı) : “Saddam petrolünü satmak
için Dolar değil Euro isteyecek”. İşte Amerika’nın Irak’a savaş açacağı
o gün belli oldu, çünkü bu Amerika için kabul edilemez bir başkaldırı
idi. Eğer bütün OPEC ülkeleri Dolar’ı terk edip Euro’ya geçerse (yani
Dolar rezervlerini eritip Euro ya da daha iyisi altın satın alırlarsa)
Amerikan Doları bugünkü kıymetinin onda birini bile koruyamaz. Dolar’ın
böyle bir düşüş yaşaması Amerikan ekonomisine tahmini güç bir darbe
vurur. Ürünlerini boykot etmeyi düşündüğümüz bütün şirketler
kendiliğinden batar. Dolar almayın. Elinizdeki Amerikan dolarlarını
satın. Onun yerine Euro, daha da iyisi altın satın alın. Amerikan
parası pul olsun. '
Pul olsunki döktükleri kanlarda boğulsun.
ULUSUMUZUN BAŞI SAĞOLSUN:
Feridun Erdoğan.
|
Yorum (
2
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
22/10/2007
-
Dün ve Bugün /alıntı (modbaba)
|
Dun : Gogsumuz tunc siperiydi.. Bugun : Goguslerimiz artik silikonlu. Dun : Demir aglarla ormustuk anayurdu.. Bugun : Cetelerle basina corap orduk. Dun : Turk'e durmak yarasmazdi.. Bugun : Turk'e durustluk yarasmaz oldu.. Dun : Canimizi vermistik bu vatan icin.. Bugun : Naylon fatura verir olduk vatani soymak icin. Dun : Elimizde uretkenligin nasiri var.. Bugun : Elimizde tembelligin cep telefonu. Dun : Kagnilarla cepheye silah tasirdik.. Bugun : Son model mercedeslerle tetikci tasiyoruz. Dun : Karanligin uzerine bir gunes gibi doguyorduk.. Bugun : Yeni zenginlerimiz cocuklarini Amerika'da doguruyor artik. Dun : Istikbal goklerdeydi.. Bugun : Istikbal gokkafeslerde. Dun : Yuregimiz coskulu, gonlumuz zengindi.. Bugun : Yuregimiz organ tacirinde. Dun : Cikmistik acik alinla 10 yilda her savastan.. Bugun : Cetelerle savasmayi bile beceremiyoruz. Dun : Herseyi onurumuza birakmistik.. Bugun : Herseyi oluruna biraktik. Dun : 10.yil marsimiz vardi.. Bugun : Hala 10.yil marsimiz var ama kaybimiz 70 yil..
|
Yorum (
1
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
16/9/2007
-
Bir Kelebeğin Öyküsü / impressariomarco
BİR İLKBAHAR SABAHIYDI,GÜNEŞ PIRIL PIRIL ALTIN IŞIKLARINI YERYÜZÜNE YOLLUYORDU,BU IŞIĞI GÖREN KOZALARDAN O SABAH BEYAZ BİR KELEBEK ÇIKTIÇOK BÜYÜK VE TÜL GİBİ İNCE BEYAZ KANATLARI VARDI BİRDEN KENDİNİ ÇİÇEKLERİ BOL OLAN BİR BAHÇENİN İÇİNDE BULDU.ÖNCE KEŞİF UÇUŞUNA ÇIKIP BAHÇEYİ BİR DOLAŞTI.SONRA DİNLENMEK İÇİN KIRMIZI BİR GÜLÜN ÜSTÜNE KONDU.DİNLENİRKEN KANATLARINI DİKLEŞTİRİP BİRLEŞTİRMİŞTİ.ETRAFINA BAKTI,DOYASIYA YEŞİLLİĞİ SEYRETMEYE DALDI SAATLERCE.... DİNLENMİŞTİ.SONRA DOLAŞMAYA BAŞLADI.YAŞAMALIYDI,ÖNÜNDE UZUN BİR ZAMAN VARDI,AĞAÇLARA UÇTU,ÇİÇEKLERE KONDU.MUTLUYDU,ÖZGÜRDÜ,HERKEZ ONA BAKIP NE GÜZEL DİYORDU.AKŞAMA KADAR ÇİÇEKTEN ÇİÇEĞE,DALDAN DALA UÇUP DURDU. GÜNEŞ BATARKEN GARİP BİR HİS KAPLADI İÇİNİ,ARTIK ÖĞRENMİŞTİ. SADECE BİR GÜNLÜK OLAN ÖMRÜ BİTMİŞTİ.SON BİR KEZ ETRAFINA BAKTI BATAN GÜNEŞE DALDI,VE BİR DAHA HİÇ UYANMADI......
|
Yorum (
1
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
30/8/2007
-
MUTLULUK GÜZEL KOKAR/ Dr.Erdak Atabek
MUTLULUK GÜZEL KOKAR
Dostum birden soruverdi:
- Bir insanın mutlu olduğu nasıl anlaşılır?
Söyle düşünmüş olmalıyım:
- Bilmem gözlerinin parlaklığından, neşesinden, belki yüzüne vuran iç
aydınlığından.Dostum hepsini kabul eden ama yeterli bulmayan bir el
işareti yaptı:
- Bunlar doğrudur. Mutluluk saklanamaz. Mutluluk insanin içinden
sızar, bir yerlere girer, orayı değiştirir. Bir de kokusu vardır.Bilir misin mutluluk kokar.
- Mutluluğun kokusu mu?
Doğrusu duymamıştım.
Dostum anlayışla baktı:
- Doğrudur, duymamışsındır. İnsanlar pek farketmezler. Oysa, her ruh
halinin kendine özgü bir kokusu vardır. Eğer insanlar koku duygularını
kaybetmeselerdi, bunları da bilirlerdi. Ama bir çok şey gibi bunu da
kaybettiler.
- Yani, önceden biliyorlar mıydı?
- Elbette, biliyorlardı. Bak hayvanların birbirleriyle iletişim
kurmalarında koku nasıl önemli bir rol oynar
- Evet ama konuşamadıkları için;
Dostum biraz sabırsız, sözümü kesti:
- İnsanlar konuştukları için artık kokuya gerek duymuyorlar değil mi?
Simdi sen bana insanların konuştuklarını mı söylüyorsun?
Artık yanıt vermiyordum. Dinlemeyi sürdürdüm.
Dostum:
- Sen de biliyorsun ki insanlar gerçekte konuşmuyorlar. Konuşur gibi
yapıyorlar. Öğrendikleri sözcükler var. Birbirlerine onları
söylüyorlar.
Gerçekte çok azı, çok az zaman için konuşuyor. Onlara da dikkat
et, duygu sözcükleri yoktu Birbirlerine söylemeleri gereken sözleri
söylerler. Onun için de çoğunlukla birbirlerini dinlemezler.Gerçekte
konuşmayan, gerçekte dinlemeyen insanlar iki önemli iletişim aracını
da kaybettikleri için artık anlaşamıyorlar. Koku ve dokunma. İşte gerçek iletişimin iki yolu. İnsanlar ikisini de unuttu.
Onu biraz kışkırtmayı denedim.
- Simdi insanların birbirlerini koklamalarını mı söylüyorsun?
Umutsuz ve kırgın bir bakışla baktı:
- Keşke ne dediğimi anlasalardı da söyleseydim. Koklamak, öyle
incelikli bir duygudur ki, bugünün insanına öğretilmesi gerekir.
Zavallı koku alma duygumuz. Öylesine kötü kokularla bozuldu ki,yeniden
eğitilmesi gerekiyor. Biliyor musun, insanlar insan kokusunu bile
alamıyor. Bir kadının kokusu....Bir erkeğin kokusu.... Çocuğun
kokusu....Yaslı insanın kokusu.... Umudun kokusu.... Bezginliğin
kokusu..... Hayata kırılmanın kokusu..... Mutluluğun kokusu.....
İnsanlar bütün bunları unuttular.
Dokunma da öyle insanlar bunu da unuttu. Bir elin el üstüne konması.
Bir omuzun omuza dayanması. Bir sırtın sırta dayanması.Ayakların
birbirine sarılması. Bedensel dokunma. Unuttuğumuz ne çok şey var;
Günümüz insanını savunmak istedim:
- Ama sözcükler var, yazı var. Belki o yüzden unutmuşuzdur.
Dostum biraz dalgınlaştı:
Evet yalanların aracı sözler, yalanların aracı yazılar. Bir türlü
içimizden geleni söylemeyi, yazmayı bilemediğimiz için yalanlarımızın aracı olanlar.
Beden yalan söylemez, dokunuşun yalan söylemez.Bunlar gerçekleri
iletir. Sadece gerçekleri; Parfüm dünyasının gerçek bir uzmanı şunları söylemişti:
- Parfümler doğanın verdiklerine insan ustalığının katılmasının
ürünüdür, ama hiçbir parfüm kadın tenine değmeden gerçek bir koku değildir.
Parfüme kişiliğini veren, kadının özel ten kokusudur. Onun içinde
parfüm her kadında birbirinden farklı özellikler kazanır. Parfüm
sürmenin ustalığı, bu karışımın oluşmasına yardımcı olacak ölçüde
biçimde sürmeyi bilmektir. Böyle sürülmediği zaman kadın sadece parfüm
kokar, ama sürmesini bilen kadının kendisi kokar. Önemli olan da parfüm
değil, kadının özel kokusudur. Bu özel kokuyu kadının giydiği eşyaların
durduğu gardropta,çamaşırlarında, özel yerlerinde bulabilirsiniz.
Dikkat edin özel kokusunu tanımadığınız hiç bir kadını gerçekte tanımış
sayılmazsınız.
Ne yazık ki insanın kokusuna önem vermeyi bilmiyoruz. Sonra bir gün
mutluluğun kokusunu; tanıyacaksınız. Tenin hafifçe pembeleştiğini
göreceksiniz. Günesin ilk ışıklarına eslik eden tozpembedir bu.
Mutluluğun biraz utangaç, biraz ürkek, biraz çekingen başlayan, ama
sonra cesaretle yayılan, güç veren, kendini duyuran özel pembesi. Bu
pembeliğin üzerine dikkatle bakacaksınız. Orada buğulu bir nemlenme
göreceksiniz. Hep uçan, hep havaya karışan, hep yenilenen uçucu bir
nemlenme. Görenlere "Sende bir şey var, asıksın galiba" dedirten bir
bahar tazeliği, filiz tadı;
Yaklaşın o tene. Yaklaşın ve mutluluğun kokusunu duyun. Birbiriyle
uyum içinde binlerce kokunun süzülmüş kokusunu duyun. Pembeden
eflatuna, deniz mavisinden güneş sarısına değişen gökkuşağı
renklerindeki özel kokuyu. İnsanı rahatlatan, dinlendiren, coşturan,
kıpırdatan, susturan, konuşturan mutluluk kokusunu duyun. Dünyanın en
güzel kokusu budur.
Bebeğin annesinden aldığı koku budur. Annenin bebeğinden aldığı koku
budur. Seven insanın sevilen insandan aldığı koku budur. Ama bu koku
kendiliğinden olmuyor. Buna emek vermek gerekiyor. Sabahların,
gecelerin, günışıklarının birbirine karışması gerekiyor. Umutsuz
günlerde, umutlu günlerde birbirinin değerini bilmek gerekiyor.
"Mutluluk kokusu" dağlarda ırmaklarda değil. Bu koku yalnız insanda.
İnsanın insan da yarattığı koku bu. İnsanı insan kılmanın kokusu.
Sevginin kokusu. Güvenin kokusu."İyi ki sen varsın" ın kokusu. "Keşke
şimdi yanımda olsaydın" ın kokusu. "Seni Seviyorum" un kokusu. "Beni
seviyor" un kokusu. Bir gün mutluluğun kokusunu tanıyacaksınız. O zaman
daha da mutlu olacaksınız, biliyorum.
Erdal Atabek ©
"Kırmızı Işıkta Yürümek" kitabından
|
Yorum (
1
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
25/8/2007
-
Sezer’den kurtulmaya 4 gün falan kaldı... / YILMAZ ÖZDİL.
Sezer’den kurtulmaya 4 gün falan kaldı...
SAAT. Halı. Kilim. Kalem seti. Gümüş tepsi. Takı. Şifoniyer. Kaftan. Vazo. Madalyon. Heykel. Biblo. Tablo. Hepsini bırakmış Ahmet Necdet Sezer... Kendisine verilen 1243 parça hediyenin, 1243’ünü de bırakmış... Götürmemiş. Bu benim cumhurbaşkanım olamaz... Zaten, kırmızı ışıkta durmasından belliydi... Kimse durmuyor ki, o niye duruyor? İsveç mi burası? Bakıyorum
gazetelere... 94 parça gümüş, 22 vazo, 9 takı, 27 hatıra para, 4
tabanca, 83 parça değerli süs eşyası, 55 tablo, 86 porselen, 7
madalyon, 4 saat... İnsanın içi gidiyor! Al, götür di mi... Bırakmış, gidiyor. Üstelik, liste eksik... Kendisine tahsis edilen "kafana göre harca" denilen ödeneği de harcamadı. Hediyeleri bıraktığı gibi... Papelleri de bıraktı. 46 trilyon liracık! Ye, yemedi... Gez, gezmedi. O zaman bırak biz yiyelim... Ona da izin vermedi. "Yetim hakkıdır" dedi, görevi boyunca tasarruf ettiği 46 trilyonu, Maliye’ye iade etti... Kemal Abi’ye. Çocukları
hálá memur... First Lady desen... Bi Atıl Kutoğlu’nu bile tanımıyor...
Belediyeler, bizim paramızla simitçilere Cemil İpekçi’den köstüm
hazırlattı; o hálá kendi cebinden giyiniyor. Aşçıyı, garsonu
azalttı. "Suyla çalışmıyor bunlar" dedi, 14 makam aracını geri verdi.
Okluk’taki yazlık köşke hiç gitmedi. Oğlunu evlendirdi, elektrik
parasına kadar cebinden ödedi. Eşi düştü, bileğini kırdı; hastaneye
sivil araçla götürdü, röntgen için kuyruğa girdi, sıra bekledi. Annesi
vefat etti, gene sivil plakayla gitti; flap flap flap, fors yapmadı...
Resmi yemekler hariç, kimseye davet vermedi. Mutfakta yerli ürün kullandırttı. Şatafattan uzak durdu. Yeminini tuttu... Hukuku üstün kıldı. E haliyle... Sevilmedi. Sevilmez.
YILMAZ ÖZDİL
....Kalemine yüreğine sağlık ,Yılmaz Özdil...
|
Yorum (
4
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|